Yalanlar...

Geri...

Kendini bir paçavra gibi hissediyordu adam. Kullanılıp atılmış bir tuvalet kağıdı gibi. Yaşadıklarının ne derece doğru olduğunu bile kavrayamayacak kadar şaşırmıştı. Sevdiği kadın ona yalan söylemişti çünkü. Hiçbir şey yalan kadar yıpratmıyordu adamı. Ve ilk defa insanların nasıl katil olduklarını kavramıştı. O ince sınırın nasıl kolayca geçildiğini anlamıştı. Birkaç gün önce birbirilerinin kulaklarına bir sürü şey fısıldamışlardı oysaki. İçeride uyuyan çocuk uyanmasın diye sessizce sevişmişlerdi.

Hepsi yalandı…

Aslında yalandan da öte bir durum söz konusuydu. Genç kadın eski sevgilisini hiç atamıştı beyninden. Bunda muhtemelen erkeğin onu bir şekilde hayatından çıkarmasının da etkisi vardı. Ve genç kadın eski sevgilisini yaşatmaya başlamıştı adamın kimliğinde. O’na söyleyemediklerini adama söylemiş. Ondan duymak istediklerini adamdan beklemişti. Bu arada oturup planlar yapmışlardı. Ev şöyle olsun, tatile burada gidelim… Sonra birden genç kadın gebe kalıp doğuramadığı gerçekleri fark etmişti hayatında. Ne acısını adamdan çıkarmak istemişti. Bunun ne kadarının kafasının bir yazar gibi çalışması ile ilgisi vardı… deli gibi düşünüyordu adam, ne değişmişti de genç kadın bu derece garipleşmişti. Ne değişmişti…. Aslında hemen hemen hiçbir şey değişmemişti. Sadece yapılan planların gerçekleşme zamanı yaklaşmıştı ve bir de kadının gebe olduğu dönem.

Adam kafasını hiç durdurmadan çalıştırıyordu. İyi bir gelecek sağlaması lazımdı kadın için. Hiçbir lüksünden mahrum kalmamalıydı… Kısacası şehrinde, şehrinden daha mutlu olmalıydı. Kadın bir başkasının yanında çalışmam demişti. Adam nasıl bir iş kurulabileceğinin araştırmasını yapıyordu. O kadar emindi ki mutlu olacaklarından…kadının doğru kadın olduğundan, farkına bile varmıyordu bir takım değişikliklerin… Adam salaktı belki de biraz ve sevginin her sorunun altından kalkabileceğini düşünüyordu. Aslında haklı idi… ama kadın hiçbir zaman adamı sevmemişti…

Birkaç zaman sonra durum iyice içinden çıkılmaz bir hâl almaya başladığında adam daha önce yapmayacağım dediği şeyi yaptı. Kadının mektuplarını karıştırdı. İçlerinden biri eski sevgiliye yazılmıştı.

“Seninle aynı şehirde, aynı yaşta bir adamın bana aşık olmasına izin verdim. İçimde sana biriktirdiğim ne varsa ona söyledim, geceler boyu sen diye onunla konuştum telefonda. Gülüm diyemedi belki bana ama senden daha mertçe, daha korkusuzca sevmeyi becerdi... Birlikte onu da mahvettik...

Hayatımda senin yerini dolduramayacağını bildiğimden uzatmadım oyunumu. Benim ona davranışlarım, senin son zamanlardaki bana davranışlarına benziyordu. Bunlar acaba ile başlayan korkunç sorular sormama sebep oldu kendi kendime ama çok da kurcalamak istemedim açıkçası geçmişimizi..

Vicdan azabım beni terk eder mi bilmiyorum, çok üzülüyorum, ona yaptıklarım için kızıyorum kendime. Belki de karşıma çıkabilecek en iyi eş adayını, ben sana duyduğum aşkla delirttim.

Tanımasan da Ankara’da bir düşmanın var artık. Ama korkma! O bizim gibi değil, o bizden biri değil. “

Satırlarını okuduğu anda dönüverdi beyni, gözleri karardı… Her şey ile yaşayabilirim diye düşünmüştü yıllarca… “Her şeyle yaşayabilirim yeter ki sevelim birbirimizi… “ diye düşünmüştü… Ve gerçekten de sevmişti belki de yıllardan beri ilk defa… Oturaklı bir küfür etti ağzını doldura doldura… Ardından kırmak için bir şeyler aradı… Paralamalıydı bir şeyleri…. Kırmalıydı…o kırılma sesini duymak istiyordu. Ya da atlayıp her hangi bir vasıtaya kadının şehrine gidecekti… Alnının ortasından vurmak için… Eğer bir insanı öldürmek mümkün olsaydı bakışlarla vurmasına bile gerek kalmayacaktı… Bir yandan neler dediğini fark etti…oğlu dikilmişti karşısına korkan gözlerle babasına bakıyordu. İlk defa fark etti adam, kontrolünü ne derece yitirdiğini, oğlunun gözlerinde ki korkuyu gördüğünde…

Biraz durulmaya ihtiyacı vardı… ağzının kenarından tükürür gibi “şerefsiz” diye fısıldadı… oğluna durumu kısaca anlatması lazımdı. Nasıl diyebilirdi “ o beni hiç sevmemiş… bize hep yalan söylemiş… o hep diğerini sevmiş” nasıl diyebilirdi…

Kısaca “bana yalan söylemiş oğlum" dedi… Bana yalan söylemiş…
“ve bilirsin yalana ne derece sinirlendiğimi”…
“biliyorum” dedi çocuk korkan gözleri ile…
“çok sinirliyim oğul… sana patlamak istemiyorum, ne olur çıkma karşıma bir süre” dedi adam yavaşça çocuğa. Anlamıştı zaten çocuk babasının durumunu ve sessizce kayboldu ortalıktan gün batarken kaybolan gölgeler gibi…

Sonra fark etti adam ... İkinci can dostu köpeği ayaklarının dibine yatmıştı adamın… sanki “ beni ez… beni tekmele ama bu derece sinirlenme” diyordu. Sıcacıktı sevgili pire torbası ve gerçekten de adamın bu sıcaklığa ihtiyacı vardı…

Telefon etti adam kadına buz gibi bir sesle, dışarıda idi kadın. Eve gidince arayacağını söyledi duygusuzca…eve gidince aramak yerine internet’ten mesaj atmaya başladı… ardından buz gibi geçen birkaç kelime…

Adam kendini bir paçavra olarak hissediyordu iyiden iyiye…
Sonra aklına Nazım HİKMET RAN’IN dizeleri geldi… birkaç gün önce “Hayatımda bu kadar yer kaplaman, Tanrının bir mucizesi olmalı. Seni seviyorum” diye yazan kadın, aradan geçen zaman da nasıl bu derece değişmişti, sonra aklına Nazım HİKMET RAN’IN dizeleri geldi…

"
MAVİ GÖZLÜ DEV, MİNNACIK KADIN
VE HANIMELLERİ

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
Bahçesinde ebruliii
Hanımeli
Açan bir ev.

Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
Hazırlanmıştı ki devin,
Yapamazdı yapısını,
Çalamazdı kapısını
Bahçesinde ebruliiii
Hanımeli
Açan evin.

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
Yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! Deyip mavi gözlü deve,
Girdi zengin bir cücenin kolunda
Bahçesinde ebruliiii
Hanımeli
Açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
Dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
Bahçesinde ebruliiiii
Hanımeli
Açan ev...
"

Adam hiçbir zaman mavi gözlere sahip olmamıştı… aslında adam hiçbir zaman Minnacık bir kadın’a da sahip olmamıştı…

KISACASI HEPSİ YALANDI…



Not: Yıllar öncesinden sıkışıp kalmış hard diskimin kuytularına... Bugün buldum...

Yazılar sayfasına git...
Sayfa başı    
 
 
   
Bu sitede yayınlanan fotoğrafların tüm hakları (maddi ve manevi) 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince Tunç KUTLU'ya aittir. Hiç bir şekilde kullanılamaz ve iktibas edilemez. Aksine davranışlarda gereken bütün hukuki yollara başvurulacaktır.
  Copyright © 2004-2008 Tunç KUTLU V:2.0